sağyan köyü

Köyün tam olarak yerleşim tarihi bilinmemektedir. Köye bağlı Ebubekir Mezrası bulunmaktadır. Köyde okuma yazma oranı %85 civarında olup, halk geçimini tarım hayvancılık ve arıcılık yaparak sağlamaktadır. Köyün toplam nüfusu 90 kişidir.

 

Köy Muhtarı: Telefon: Cep Telefonu: Önceki Muhtar : HIDIR UZUNYAYLA NÜFUS BİLGİLERİ: 1997 90 2000 75 İle Uzaklığı 48 İlçeye Uzaklığı 26 Mezraları: Ebubekir

 

Bizim Yaylalar

Bu sene gittim Karer’e, o çok özlediğim diyarlara. Sıcak temmuz ayında otların biçildiği, bağlarının yapıldığı, hatta bir çoğununda patoz için taşınmaya başlandığı bir dönemde gittim.

Can dostlarımla bir gün Geloşk ziyaretine çıkmaya karar verdik ve kararımızı gerçekleştirdik. Kurban kesildi, dualar edildi, ziyaretin bir köşesinde taşların arasında mumlar yakıldı göz yaşları içinde. Dile kolay, kimisi 3500 km. kimisi de 1300 km. yoldan gelip kurbanlarını gerçekleştirmenin ve ziyaret de olmanın duygularını taşıyorlardı.

Ziyaretimiz bittikten sonra, bir kısmımız Sağyan’a (Doluçay), bir kısmımız yaylaya gitmeyi kararlaştırdık. Geloşk Yaylası’na ikinci gidişimdi, orman alabildiğine yeşildi. Meşe ağaçları her yanı kaplamış, patika yolu bile işgal etmişti. Dağ, taş yeşile bürünmüş, uzun yıllardır insanlar yaylaya çıkamadıklarından dolayı. Yanımdaki dostlarım, eskiden buralarda bir tane dahi ot bulamazdın dediler. Neden diye sordum: biz buralarda ot bırakmazdık biçerdik, dediler. Yolda yürüdüğümüzde, her adımda karşımıza değişik çiçekler, otlar çıkardı ve yanımdakiler onların isimlerini söylerlerdi.

Hatta bir yere geldik, bize burası Fatma’nın ağacı,dediler. Genç bir gelin, kendisini bu ağaca asmış ve intihar etmiş, dediler. Daha sonra gördüğüm bir toprak ilgimi çekmişti.

Eskiden kadınlar bebeklerinin altını bu toprakla kundak ederlermiş. Doğa size lazım olanı veriyor. Yeter ki siz kullanın doğayla bozuşmadan. Dostluk içinde, barış içinde.

 

Ve yaylalar çıktı karşımıza, yıkık harabe olmuş her taraf. Bir önceki gelişimde de böyle görmüş idim buraları. Tek tek tanıtılmaya başlandı yıkık harabelerde kimler oturmuş diye. İnsan üzülüyor gördüğü bu manzara karşısında. Özellikle yanımda ki dostlar bu yaylada yaşadıkları günlerden hatıralarını anlatırlarken, gözler dolmuş, konuşmalar ağlamaklı olmuştu. Yaylada ki yarım saatlik gezimiz sona erdi ve bizler yaylanın üstündeki ormanlığa doğru yürüdük.

Ormanın büyümesi ve daha çok gürleşmesi dostlarımın dikkatini çekmişti. Ne de olsa yıllarca kimse uğramamış buralara, ormanda sıklaşmış ve yeni fidanlar yetiştirmişti.

Görülmeye değer bir manzara ve yeşillik vardı. Eskiden bu orman bu kadar gür değilmiş. Ormanın hemen üstünde Hazır Baba ziyareti var. Gelmişken orayı ziyaret etmeden gitmek olmazdı. Hazır Baba‘ya ilk çıkışımdı. Çok da görkemliydi. Hemen altında Sağyan tarafında Keloşk Ormanı vardı. Hazır Babadan, Adaklı, Cunanın yüksek yerleri, Karbaş köyleri görünüyor. Efil efil esen rüzgar bizi biraz serinletmişti.

Hazır Baba üzerinde mumlar yakıldı ve insanların dualarını ederek lokmalar dağıtıldı.

Orman dikkatimi çok çekmişti. Ortasında yemyeşil bir boşluk vardı. Aklımdan geçen ise o yeşil boşluğa gitmekti, ama bu o an için mümkün değildi. Hem çok yorgunduk ve ormanın içine girmek de tehlikeliydi. Ama bir gün mutlaka o yeşil düzlüğe gideceğim, her nedense bana huzur veriyordu orası. Ormanın etrafından geçerek köye doğru yola çıktık. Sabah altıda başlayan yolculuk akşamın altısını bulmuştu. Güzel bir gün ve güzel bir anı oldu benim ve yanımdaki dostlarım için.

Dedim ya buralar bizim yaylalarımız, her Karerli’nin anıları var yaşadığı bu güzel yerler de.

Benim ise, daha İstanbul’da iken hayalini kurduğum şey, bizim yaylaya çıkmaktı. Dere Yaylada kısada olsa benimde anılarım var. Benim için en önemli olan ise doğduğum yer. İlkokul yaz döneminde İstanbul’dan köye gitmiştim. Büyükannemin bana gösterdiği şefkati hiç unutmam. Rahmetli amcam M. Hakkı’nın rençperlik dönüşü atına bindirmesi ve yaylaya çıkana kadar benimle sohbet etmesini hiç unutmam. Biz yaylaya giderken kadınların beriye gidişini, erkeklerin ve çocukların iki takım halinde futbol oynaması, hepsi gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyor.

Köyde karar verdim ne olursa olsun bizim yaylaya çıkacaktım. Ve yola çıktım, İstanbul’a dönmeden bir gün evveli kimseye haber vermeden çıktım. Uzun sürdü yolculuk, Kırmızı Taşa gelene kadar. Rivayete göre kadının biri çocuğunun altını ekmekle sildiği için taş olmuşlar. Kırımızı taşı geçince saatler süren dik yokuş artık düzlüğe kavuşuyor. Yediden yetmişe her insanın anlattığı bir mezar vardır. Bertiyan aşiretinden Fatma isminde bir kadının mezarı hemen yol üzerinde, insanlar nedense bu mezardan çok korkarlar. Çocukken beni de korkuturlardı yaylanın çocukları, ama her nedense o mezardan veya köydeki hiçbir mezardan korkmazdım. Benim korktuğum mezarlar İstanbul’daki mezarlar olmuştur. Ama çok korkuyorum da diyemezdim. Bu zavallı kadının mezarını geçince artık yaylanın sınırlarına girmiş oluyordum. Eskiden bu yayla mera olarak Karbaş köylerine ait bir yermiş. Onlar burayı kullanmadığı için, bizim dedelerimiz burayı onlardan almışlar. O döneme kadar Dımılki konuşan Sağyan köyü, o mera alanını alınca Kürtçe konuşmaya başlamışlar.

Ve saatler süren yolculuk yaylada son buldu. Küçükken gözümde çok büyük gözüken bu yer şimdi bana ne kadar çok küçük gelmişti. İçim çok buruk ve gözlerim dolmaya başladı. Hani kimse de yok yanımda, tek başıma buradayım, saldım göz yaşlarımı. Tek tek bütün harabeye dönmüş bu yerleri öptüm, göz yaşlarımla beraber. Bir an dalıverdi eski günlere, çocukluk yıllarına, sanki birden şenlendi buralar. Her tarafımdan insanlar geçiyor, konuşuyor, bütün ocaklar tütüyordu. Aşağı derede kadınlar çamaşır yıkıyor ve çocuklarını yıkıyordu. Büyükannem beni çağırıyor é gel oğlum sana şeker vereyim” diye sesliyordu beni. Ben bütün hızımla ona koşuyordum, elimdeki şekeri gören amca oğlu Abidin beni kovalıyordu. Bende büyükannemin eteğine saklanıyordum.

Yorum Yaz